Zafer Ordunundur; Komutanın Değil..

Zafer Ordunundur; Komutanın Değil.. (Risale-i Nur’dan iktibastır..) (Alıntı..)

..bazı zâtlar, âhirzaman hâdisatını (olaylarını) haber veren müteşabih (anlamı açık olmayan) hadîsleri suâl etmek münasebetiyle, o eski risalenin aslını tanzim ettim (düzenledim). Risale-i Nur’un Beşinci Şuası namını aldı../..Bu makamda bir müddeiumumînin (savcının), Mustafa Kemal‘e dostluğu taassubuyla, kanunsuz ve lüzumsuz ve yanlış itiraz ve sualleri beni bu sadet harici gibi izahatı (açıklamayı) vermeye mecbur eyledi. Ben onun, adliye kanunu namına tamamen şahsî ve kanunsuz bir sözünü misal olarak beyan ediyorum.

Dedi: “Beşinci Şuada sen hiç kalben nedamet etmedin mi (pişmanlık duymadın mı) ki, onu (M. Kemal’i) rakıdan ve şaraptan su tulumbası gibi tâbirlerle tezyif etmişsin? (Halbuki o ülkeyi kurtardı..)

Ben onun bütün bütün mânâsız ve yanlış ve dostluk taassubuna mukabil (karşılık) derim: Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez, yalnız onun bir hissesi olabilir. Nasıl ki ordunun ganimeti, malları, erzakları bir kumandana verilse zulümdür, dehşetli bir haksızlıktır.

Evet nasıl o insafsız (savcı), o çok kusurlu adamı sevmemekle beni itham etti (suçladı), âdeta vatan hâini yaptı. Ben de onu, orduyu sevmemekle itham ediyor (suçluyor)um. Çünkü bütün şerefi ve mânevî ganimeti o dostuna verip, orduyu şerefsiz bırakıyor. Hakikat ise, müsbet şeyler, haseneler, iyilikler cemaate, orduya tevzi edilir ve menfîler ve tahribat ve kusurlar başa verilir. Çünkü birşeyin vücudu (varlığı), bütün şeraitin (şartların) ve erkânının (rükûnlerinin) vücudu ile olur ki, kumandan yalnız bir şarttır. Ve o şeyin ademi (yokluğu) ve bozulması ise, bir şartın ademiyle ve bir rüknün bozulmasıyle olur, mahvolur, bozulur. O fenalık başa ve reise verilebilir. İyilikler ve haseneler (güzellikler), ekseriyetle (çoğunlukla) müsbet ve vücudîdir. Başlar (liderler) sahip çıkamazlar. Fenalıklar ve kusurlar, ademîdir ve tahribîdir. Reisler mes’ul (sorumlu) olurlar. Hak ve hakikat böyle iken, nasıl ki bir aşiret fütuhat (fetihler) yapsa, “Aferin Hasan Ağa”; mağlûp olsa (yenilse) “Aşirete Tuh” diye aşiret tezyif edilse (küçük düşürülse), bütün bütün hakikatin aksine hükmedilir. Aynen öyle de, beni itham eden o müddeî (savcı) bütün bütün hak ve hakikatin aksine bir hatâsıyla, güya adliye namına hükmetti. (On Dördüncü Şua – s.1028)

Bu konuda daha fazla bilgi için; Kazım Güleçyüz’ün Sevmemek Suç mu? yazısına baktıktan sonra Risale-i Nur, Beşinci ve On Dördüncü Şualara müracaat ediniz..

Reklamlar
Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: