Ruhî-i Bağdadî’den bir şiir..

Günümüz türkçesine çevirirken hatam olduysa affediniz..

Bağdatlı Ruhî’nin irfanî/tasavvufî gazellerinden.. Bir Terkib-i Bend..

Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest’iz

[Bizi üzüm suyu ile sarhoş oldu sanmayın..
Biz meyhane sakinleriyiz (ama) Elest(ü birabbikum?) bezminin sarhoşlarıyız..]

Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz

[Etekleri bulaşmış olanlar bizi de bulaşmış sanırlar ama..
Biz yalnızca (aşk) kadehinin dudağını ve elin ayasını öpmeğe düşkünüz..]

Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz

[Bu dünya toplantısında başköşeyi gözleyip te ne yapalım!?
Biz şaraba taparız.. Yerimiz meyhanedeki şarap küpünün dibidir..]

Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymane-şikestiz

[Biz kimseyi incitme, gönlünü kırma niyetinde değiliz, ama..
(Aşk) kadehi(ni) kıran ham sofunun, hatırını kırarız..]

Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız

[Garaz sahiplerinin bizden uzak olması iyidir..
Çünkü biz şast sahibiyiz, okumuz yere düşmez..]

Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz

[Bu fani dünyada ne efendi ne de köleyiz..
Büyüklenenlere büyüklenir, alçak gönüllülerle alçak gönüllü oluruz..]

Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz

[Gönül ehliyle kadeh arkadaşıyız.. Kimseyle kavgamız yok..
Her ne kadar meyhanedeysek de (ilahî) aşk ile sarhoşuz..]

Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız
Ser-halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânız

[Biz canlar aleminin şarabıyla sarhoş olmuşuz..
Kadeh çekenler topluluğunun dizildiği halkanın başında bulunuruz..]

Bağdatlı Ruhî

 

Aşk Derdi..

DERD-İ AŞK

 

Dert ver bana artık, devâ istemem

Keder ver sen bana, nevâ istemem

 

Aşığım, aşığım, hastayım sana

Ben bu hastalıktan şifâ istemem

 

Cefânı canıma alırım senin

Senden asla terk-i cefâ istemem

 

“Safâm” sensin benim, “Mervem” de sensin

Lazım değil “Merve”, “Safâ” istemem

 

Sofî bihaberdir dost visâlinden

Sofî olursa bi-sefâ, istemem

 

Hem duâmsın, hem de zikrimsin benim

Artık zikir, fikir, duâ istemem

 

Her yana dönersem, sensin kıblegâh

Ne kıble, ne kıblenimâ istemem

 

Her kime bakarsan, sana fedâî

Fedâîyim, senden fidâ istemem

 

Cemâlinle aydın bütün kâinât

Zâhirsin, izini asla istemem.

 

İmam Humeyni

Aşk Testisi..

AŞK TESTİSİ

 

Ben mey kadehimi dilber dostumdan istemekteyim

Bu sırrı kime diyeyim, bu gamı nereye götüreyim

Dostun yüzünü görme hasretinden canımdan oldum

Mumun etrafındaki kelebek ve ateşin üzerliğiyim

Bu kirli hırka ve riya seccadesini

acaba meyhane kapısında yırtabilecek miyim?

 

EĞER YAR AŞK TESTİSİNDEN BİR DAMLA VERİRSE

MESTÂNE VARLIK HIRKASINDAN CANIMI ÇIKARIRIM

PÎRİM AMA BİR GAMZEYE GENÇLEŞİRİM

BİR LÜTUF Kİ UFUKLAR EVİNDEN ÇIKABİLEYİM

 

İmam Humeyni

İlâhî Aşk Yolu..

İmam Humeyni‘nin “İlâhî Aşk Yolu” isimli kitabından bir İrfânî şiir..

 

Dost olduğu müddetçe sana bir zarar gelmez,

O olduğu müddetçe nitelik ve nicelik tozu olmaz,

Herşeyi bırak ve sadece O’nu seç,

Bu iki harften daha güzel öğüt bulunmaz…

 

Bir namın var ise aşık olmamışsın,

Bir mesajın var ise divane değilsin,

Uyanık kalmış isen mestliği tadmamışsın,

Bizleri ağırla, bir kadehin oldukça…

Vuslat Günü

Vuslat Günü

 

Gam yeme hicranımız, artık bitti bitecek

Sarhoş olan bizlerden, bu sarhoşluk gidecek

 

Ay yüzünden perdeyi yar kenara itecek

Gamzesiyle gamları gömlümüzden silecek

 

Bülbül çıkıp gelecek, gül dalını seçecek

Baykuş bin pişmanlıkla gülistandan göçecek

 

Rindlerin hatırından herşey çıkıp gidecek

Aşıklar maşuk ile, daim halvet edecek

 

Güneş gibi yüzünden bulutlar saklanacak

Mahfilimiz yüzünün nuruyla nurlanacak

 

Dostlar vuslat yakındır, artık müjdeler olsun

Hicranın son günleri kalpler sevinçle dolsun

 

İmam Humeyni (r.a)

 

Kadri Çelik’in İmam Humeyni‘nin (Pir-i Cameran veya Hindî mahlaslarını kullanıp yazdığı) şiirlerini ve İslam Dünyasına gizli kalmış irfânî-tasavvufî yönünü ele aldığı “Pir-i Aşk” isimli kitabından..

Kerbela

KERBELA

 

Görmeden âşık olmuşum Muhammed’in adına

Ey Hüdâ’m beni kavuştur âline ashabına

Duysanız can mı dayanır Fatıma’nın feryadına

Nasıl kıydın ey Yezit, Ali evladına

Öyle hakaret mi olur âline ecdadına

Ne yüz ile sen varacan ol Rasül’ün katına

 

Çektin asker, bindin ata, Şâh’tan aldın meydanı

Zulumette koyayazdın ey Yezit sen cihanı

Kestiler kellelerin yere akıttın kanı

Ol kanda türlü koku var hem de cennet reyhanı

Sabah ol mahşer gününde kurarlarsa divanı

Allâh’ına kul olanlar seyreder ol meydanı

 

Kestiler kellelerini, kana gark oldu gubar

Vurdular darbelerini, dîdeleri kan ağlar

Nerde Ali, nerde Abbas, ol çalınan zülfikar

Yerde gökte cennet ehli karalar bağladılar

Duysanız can mı dayanır sübyanlar feryadı var

Kanlı gömlek elinde Fatıma-yı Zehra da var

 

Ey Yezit! Senin elinden, dedi kavmin el-aman

Her tarafı asker doldu, kurdular ulu divan

Ol Hüseyin’in zahminden ağlaşır bütün cihan

Ol Rasül’ün ruhu geldi, görünür ona âyan

Hem Ali hem de Abbas geldi, ol Hamza pehlivan

Kestiler kellelerini Şam’a oldu armağan

 

Ey Yezit! Devran-ı dünya… Sana kalır mı cihan?

Ey Yezit! Senin kalbinde yok mu zerrece iman?

Toplandı Hüseyin kavmi, yola oldular revan

Zulmet bürüdü cihanı, kara oldu âsuman

Bu hâli böyle görünce sızlaşır bütün cihan

Diktiler süngüde kelle, ol Yezit’e armağan

 

Feryad figan ediyor hem de ol şahın hanesi

Zulumette koyayazdın güneşin pervanesi

Hem sedeften halk olundu hem de ol dürdanesi

Gökte melekler ağlaştı, kalmadı bir tanesi

Vurdular zahimlerini, sızlıyor şah yaresi

Susuzluktan şehit oldu ol ciğerler pâresi

 

LADİKLİ AŞIK AHMET HÜDAÎ

İyilerin gülbahçesinden bir şiir..

Gülzâr: Gül bahçesi..

Haseneyn: Arapça dilbilgisine aşinâ olanlar; “eyn” son ekinin “tesniye” (iki) işareti olduğunu bilirler..  Harameyn (iki haram belde), Zülkarneyn (iki boynuz ve/veya doğu ile batının sahibi/hükümdarı).. örneklerinde olduğu gibi. Haseneyn.. Yani, iki Hasen; iki iyi.. İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in isimlerinin “hasen” (iyi) kökünden türediğine işaret.. Hasan: iyi kişi.. Hüseyn: iyicik.. İkisi birlikte, Haseneyn: iki iyi.. Cennet gençlerinin iki efendisi..

İşte, bu kitap; “Gülzâr-ı Haseneyn” iki iyinin gül bahçesinin nasıl Kerbela’da solduğunu anlatıyor.. Mutlaka okunmalı.. Kitapta bu hazin vaka anlatılırken yazar/şair  şiirler sunuyor bazen.. İşte, onlardan biri:

Çün hâk-i Kerbelâ’ya o Mevlâyı yıktılar,
Gûya ki arş-ı pâk-i muallâyı yıktılar..

Peygamber açtı başın, Alî kıldı âh-u vâh,
Kalb-i hazîn-i Hazret-i Zehrâ’yı yıktılar..


Kardeş gamiyle sahn-ı cinân içre ağladı,
Ya’ni Hasen o Seyyid-i Yektâyı yıktılar..

Tesbihini şaşırdı melâik figan ile,
Ya’ni Huseyn Seyyid-i Bathâ’yı yıktılar.

Cibril vehme geldi, kıyâmet kıyâm edip,
Bî nefh-i sûr Âlem-i Kübrâ’yı yıktılar..

Abdulbaki Gölpınarlı, Gülzâr-ı Haseneyn, Kerbela Vak’ası, Ataç Yayınları

 

günümüz Türkçesiyle; (sadeleştirmede hatam olmuşsa affedin)

Kerbela toprağına İmam Hüseyin’i düşürdüler,
Sanki yüce ve temiz arşı yıktılar..

Peygamber (s.a.a) başını açtı, Ali (a.s) feryad eyledi,
Hazret-i Fatıma (s.a)’nın hüzünlü kalbini yıktılar..

Kardeş üzüntüsüyle Cennetlerin orta yerinde ağladı,
Yani, biricik Seyyid Hasan’ı (a.s) yıktılar..

Melekler feryad ederek zikirlerini şaşırdılar,
Çünkü, Bathâ efendisi Hüseyin’i (a.s) yıktılar.

Cebrail (a.s) vehme geldi, kıyamet kıyam etti,
Sûra üflenmemişken yüce alemi yıktılar..

Cenaze namazı.. Dört tekbir..

İmam Humeyni’nin (r.a) Fatiha Suresi Tefsirini içeren “Hamd” kitabının açtığımda ilk sayfada etkileyici bir şiir buldum.. Hazrete mi yoksa başkasına mı ait bilmiyorum.. Şairi bilmesek de, şiir elimizde.. Varlık alemindeki güzelliklerin, Allah’ın Cemaline perde olmayacağına işareten olsa gerek..

 

HANGİ GÜZELLİĞİ GÖRSEK, ONA YAR OLDUK,

HANGİ GÜZELİ GÖRSEK GİRİFTAR OLDUK,

GÜZELLİĞİNİN ULULUĞU YÜZÜNÜ GÖSTERİNCE

DÖRT TEKBİR VURDUK, HEPSİNDEN BİZAR OLDUK..