kabe’de bir dilenci

Kabe’nin eşiğinde ağlayarak Allah’a yakanın birini gördüm,

«Ey esirgeyici Allahım!» diyordu, «zalim ve bilgisiz insan, kulluk vazifesini gerçek anlamda yerine getiremez. Kulluktaki eksiklerim için özür dilerim, yaptığım iyiliklere güvenim yok. Günahkârlar kötülüklerden af diler, dervişler kulluklarından istiğfar ederler.

İbadet edenler kulluğun mükafatım ister, ticaret yapanlar ise mallarının ücretini…

Ey Allahım!

Umut getirdim huzuruna, ibadet getirmedim.

Dilenmeğe geldim, ticarete değil.

Kendine yakışanla davran bana. İster öldür, isterse bağışla. Yüzümü eşiğine sürüyorum.

Kabe’deki dilenci gibi, kulluğuma güvenmiyor, günahlarıma af kalemi çekmeni istiyorum.»

Gülistan, Şeyh Sadi

Reklamlar

cehennemlik, arafa «cennet» der

Daha önce hiç deniz yolculuğu yapmamış bir köleyle, aynı ge­mide yolculuk yapıyordu Padişah.

Köle korkudan tir tir titriyordu.

Yatıştırmak için çok uğraştılar, sakinleşmedi.

Padişahın keyfi kaçtı, tedirgin oldu.

Herkes çaresizdi. Bu sıra bir adam atıldı öne, «izin verirseniz onu sakinleştireyim» dedi.

«Peki» dedi Padişah, «Ne yaparsan yap, yeter ki sussun şu adam.»

Denize atmalarını buyurdu Adam. Bağırıp çağıran köleyi suya attılar. Birkaç kez batıp çıktı yüzeye. Panik içinde, «boğuluyo­rum! İmdaat!» diye bağırırken yakalayıp gemiye çıkardılar.

Güvertenin bir köşesine bıraktılar.

Sessiz ve usulca oturdu orada Köle.

Şaşırdılar, Padişah, neden böyle yaptığını sordu adama.

«Gemideki huzur ve güvenin farkında değildi» dedi, «suya dü­şünce değerini anladı.»

Ey karnı tok kişi!

Arpa ekmeği sana hoş görünmez. Sana çirkin görüneni başkası sevebi­lir. Cennet kadınlarına araf Cehennem görünür. Oysa Cehennemliğe sor, araf «Cennettir», der.

Gülistan, Şeyh Sadi

Sen işi yap, sonra ayarlarız!

Tayin edilmeyen ücret..

O gün Süleyman bin Caferi ve İmam Rıza (a.s) birlikte dışarı çıkmışlardı. Güneş battı ve Süleyman evine gitmek istedi. Ali ibni Musa er-Rıza (a.s) ona “bizim eve gel, bu gece bizle beraber ol” dedi. İtaat etti ve İmamla birlikte onun evine gittiler.

İmam Rıza, hizmetçilerini çiçek dikmekle meşgul gördü ve yine İmam’ın gözü, onlarla birllikte çiçek dikmekte olan yabancı birine ilişti. “Bu kimdir?” diye sordu. Hizmetçiler: “bunu bu gün bize yardım etsin diye ücretli tuttuk.”

– Çok güzel, ona ne kadar ücret tayin ettiniz?

– Sonra bir şeyler verip onu razı edeceğiz.

İmam Rıza’nın nur yüzünde rahatsızlık ve öfke izleri belirdi. Ve hizmetçileri cezalandırmak üzere onlara döndü. Süleyman Caferi: “niçin kendinizi rahatsız ediyorsunuz?” dedi.

İmam Rıza buyurdu: “Bunlara tekrar tekrar talimat verdim. Bir işe başlanırken, işin ücretini tayin etmeden önce asla bir kimseyi görevlendirmeyin, dedim. İş ücretini (önceden) tayin ederseniz, iş sonunda karşınızdakine bir miktarda fazladan verebilirsiniz. Elbette o da kendisine verilen muayyen ücretten fazlasını aldığı için size müteşekkir ve sizden memnun kalır. Sizi sever, aranızdaki ilgi daha da sağlamlaşır böylelikle yalnız kararlaştırdığınız miktara iktifa etseniz bile karşınızdaki sizden rahatsız olmayacaktır. Fakat ücreti (önceden) tayin etmez de karşınızdakini görevlendirirseniz işin sonunda ona verdiğiniz her miktara rağmen, kendisine gösterdiğiniz sevgiye inanmayıp belki de sizin ona daha az ücret verdiğinize inanacaktır.”

Doğruların Öyküsü; Şehid Ayetullah Murtaza Mutahhari