Yeni bir İran Filmi

Allah Yakındır – İran Filmi – İzlemek için BURAYA TIKLAYIN

Reklamlar

Tala va Mes – Altın ve Bakır – İran Filmi – 2011

Farsça Adı: Tala va Mes (Altın ve Bakır)
Yönetmen: Humayun Esediyan
Dil: Farsça, Azeri Türkçesi, Arapça
Ülke: İran İslam Cumhuriyeti
Tür: Dram, Romantik
Süre: 93 dk.
Senaryo: Hamit Muhammedî
Yapımcı: Manuçehr Muhammedî
Oyuncular: Behruz Süheybi (Seyyid Rıza); Nigâr Cevahiriyan (Zehra Sadat);
Seher Devletşahi (Sepide hemşire); Cevat İzzeti (Hamit bey); Halime Saidi (Azam hanım)…
Nâm-ı Diğer: Gold and Copper, Oro Y Cobre
Türkçe Altyazı: Gömülü
Çevirmen: Matemkar/Kodoo. İlk çeviri çalışmam 🙂

Bu türden iran filmlerin çevirisini yorum bırakarak benden isteyebilirsiniz.. Tabi, ingilizce çevirileri mevcutsa..

Kimyagerler, tabiatta bir maddeyi başka bir maddeye çevirme kabiliyeti taşıyan “iksir” veya “kimya” adlı bir maddenin varlığına inanmış  ve asırlarca bu maddeyi arayıp durmuşlardır.

İksir; eriten, birleştiren ve tamamlayıcı bir unsurdur. Bakırı altına çevirir… Bu özelliklerin her üçü de aşkta vardır, hem eritici, hem birleştirici, hem tamamlayıcıdır. Ancak, en önemli boyutu “tamamlayıcı ve kemale erdirici” oluşudur. Bu nedenle Farsça şiir söyleyen şairler ötedenberi aşk‘a iksir, tabib, ilaç, derman, Eflatun, Calinus vb. isimler de vermişlerdir.

Aşk mutlak iksirdir, kimyanın özelliğini taşır, yani maddelerin yapısını değiştirir, insanlar da bir tür maddedir zaten…

Gönlü gönül eden aşktır,
Aşk olmasa gönül de bir avuç topraktır.

…Sevgi ve aşk tembeli çalışkan, hantalı atılgan ve hatta aptalı zekileştirir…

…Cimriyi eli açık; sabırsızı sabırlı ve tahammüllü insana dönüştüren güç, aşktan başkası değildir…

(Ayetullah Murtaza Mutahhari’nin Sevgi İksirinden..)

Evet.. Altın ve Bakır.. ve bir Mollanın aşkı.. Herşeyi değiştirecek bir iksir..

Homayoun Assadian (Humayun Esediyan) ‘ın yönetmenliğini yaptığı bu İran Filminde, din öğrencisi Seyyid Rıza; eşinin MS (Multipl Skleroz) hastalığı teşhisinden sonra, edindiği İslami ilmini hayata geçirmek zorundadır..

Esediyan, filmi “Altın ve Bakır”da, Tahran’daki günlük hayat ile, en derin ve en temel İslami öğretiyi, yani aşkı; Hafız-ı Şirazi ve Celaleddin Rumi’nin şiirsel diliyle birleştiriyor.

Tala va Mes – ALTIN ve BAKIR – İran Filmi – 2011 – Türkçe Altyazılı – İZLEYİN

http://www.yenikaynak.com/altin-ve-bakir.html

Sevgi acıları tatlılaştırır
Bakırı altına dönüştürür. (Celaleddin Rumi)

Daha fazla iran filmi izlemek için tıklayın:

http://www.yenikaynak.com

Ruhî-i Bağdadî’den bir şiir..

Günümüz türkçesine çevirirken hatam olduysa affediniz..

Bağdatlı Ruhî’nin irfanî/tasavvufî gazellerinden.. Bir Terkib-i Bend..

Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest’iz

[Bizi üzüm suyu ile sarhoş oldu sanmayın..
Biz meyhane sakinleriyiz (ama) Elest(ü birabbikum?) bezminin sarhoşlarıyız..]

Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz

[Etekleri bulaşmış olanlar bizi de bulaşmış sanırlar ama..
Biz yalnızca (aşk) kadehinin dudağını ve elin ayasını öpmeğe düşkünüz..]

Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz

[Bu dünya toplantısında başköşeyi gözleyip te ne yapalım!?
Biz şaraba taparız.. Yerimiz meyhanedeki şarap küpünün dibidir..]

Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymane-şikestiz

[Biz kimseyi incitme, gönlünü kırma niyetinde değiliz, ama..
(Aşk) kadehi(ni) kıran ham sofunun, hatırını kırarız..]

Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız

[Garaz sahiplerinin bizden uzak olması iyidir..
Çünkü biz şast sahibiyiz, okumuz yere düşmez..]

Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz

[Bu fani dünyada ne efendi ne de köleyiz..
Büyüklenenlere büyüklenir, alçak gönüllülerle alçak gönüllü oluruz..]

Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz

[Gönül ehliyle kadeh arkadaşıyız.. Kimseyle kavgamız yok..
Her ne kadar meyhanedeysek de (ilahî) aşk ile sarhoşuz..]

Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız
Ser-halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânız

[Biz canlar aleminin şarabıyla sarhoş olmuşuz..
Kadeh çekenler topluluğunun dizildiği halkanın başında bulunuruz..]

Bağdatlı Ruhî

 

Aşk ve Sevgi Üzerine..

Aşk, sevgilide içinin çektiği güzellikleri yaratır. Oysa sevgi, içinin çektiği güzellikleri sevgilide görür, bulur. Aşk, büyük güçlü bir kandırmacadır. Oysa sevgi; sonsuz, salt, dosdoğru, içten…

Aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır.
Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur
Aşk genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir

Oysa sevgi ruhun içinden doğar, bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere, sevgi de onunla birlikte doruğa tırmanır.

Aşk, gönüllerin genelinde benzer biçimler ve renklerde gözlenmekte olup, ortak nitelik, durum ve görünümler taşır.

Oysa sevgi her ruhta kendine özgü bir albeni taşır. Ruhun kendisinden rengini alır. Ruhlar da içgüdülerin tersine kendilerine özgü ayrı ayrı renk, tırmanış, boyut, tat ve kokular taşıdığından; ruhların sayısınca sevgiler olduğu söylenebilir.

Aşk, kimlikle ilişkisiz değildir. Dönemlerin ve yılların ilerleyişinden etkilenir. Oysa sevgi; yaş, zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. Onun yüksek yuvasına günün, çağın eli yetişmez.

Aşk, her renkte, her düzeyde, somut güzellikle bağlantılıdır. Schopenhauer’ın deyişiyle: “Sevgilinizin yaşına bir yirmi yıl daha ekleyin de onun duygularınızda bıraktığı doğrudan etkileri gözlemleyin.”

Oysa sevgi, ruhun içine öyle bir dalgınlıkla dalar; ruhun güzelliklerine öyle tutulup kendinden geçer; somut güzellikleri bambaşka bir biçimde görür. Aşk; tufan, dalga, coşku niteliklidir. oysa sevgi durgun, dayanıklı, ağırbaşlı, arılıkla dolup taşar bir durumdadır. Aşk, uzaklık ve yakınlığa göre değişir. Uzaklık uzun sürecek olursa azalır. İlişki sürecek olursa değerini yitirir. ancak korku, umut, sarsıntı ve acı çekmenin yanı sıra “görüşüm-uzaklaşım”la diri, güçlü olarak kalabilir.

Oysa sevgi bu durumları bilmez. Dünyası başka bir dünyadır.

Aşk, bir yönlü bir coşkudur. Sevgilinin kim olduğunu düşünmez. “Öznel bir özcoşu”dur. İşte bu yüzden hep yanlışlık yapar. Seçimle hızla sürçer. Ya da hep bir yönlü kalır. Yine de yer yer benzeşmeyen iki yabancının arasında bir aşk kıvılcımlanır, olay karanlıklar içinde geçip birbirlerini görmedikleri için ancak bu yıldırımın düşüşünden sonra onun ışığında birbirlerini görebilirler.
Oysa sevgi aydınlıkta kök salar. Işığın gölgesinde yeşerir; büyür. İşte bu yüzen hep tanışıklıktan sonra ortaya çıkar. gerçekte başlangıçta, iki ruh birbirinin yüzünde tanıma çizgilerini okur. “Biz” oluşları ise “tanışım”dan sonra olur, iki ruh, iki kişi değil daha sonraları; birbirlerinin söz, davranış ve konuşma biçiminden yakınlığın tadını, yakınlığın kokusunu, yakınlığın sıcaklığını duyumsarlar. İşte bu konaktan sonra birden, iki yoldaş kendiliklerinden sevginin uçsuz bucaksız çölüne ulaştıklarını, sevginin karartısız açık göğünün başlarının üzerinde sere serpe serilmiş olduğunu, “inanış”ın aydın, arı içtenlikli ufuklarının kendilerine açıldığını, tatlı okşayıcı bir esintinin hep başka göklerin, başka ülkelerin yepyeni esinlerinin iletileri ve başka bahçelerin güzel, gizemli çiçeklerinin kokularının birlikteliğinde oyuncu, tatlı, şen bir sevgi ve albeniyle kendisini hep bu ikisinin yüzüne, başına vurduğunu… Kendi gözleriyle görürler.

Aşk, çılgınlıktır. çılgınlık ise “anlayış” ile “düşünüş”ün bozulmuşluk ve yıpranmışlığından başka bir şey değildir.

Oysa sevgi tırmanışının doruğunda, beyin ötesini aşar, anlamayı ve düşünmeyi de yerden çekip, doğuşun yüksek doruğuna götürür.

Aşk, sevgilide içinin çektiği güzellikleri yaratır. oysa sevgi, içinin çektiği güzellikleri sevgilide görür, bulur.

Aşk, büyük güçlü bir kandırmacadır. Oysa sevgi; sonsuz, salt, dosdoğru, içten bir doğruluktur.

Aşk, denizin içinde boğulmaktır. Oysa sevgi, denizin içinde yüzmektir.

Aşk, görme duyumunu alır, oysa sevgi, verir.

Aşk, kabadır, şiddetlidir. Bununla birlikte dayanıksız, güvensizdir. Oysa sevgi, tatlıdır, yumuşaktır. Bunun yanı sıra dayanıklı, güven içindedir.

Aşk hep kuşkuyla bulunur.

Oysa sevgi, baştan başa kesin inançlıdır. kuşkuya yer vermez. Aşktan içtikçe kanarız, sevgiden içtikçe susarız.

Aşk korundukça eskir. Oysa sevgi yenilenir.

Aşk, sevenin içinde varolan bir güçtür. kendisini sevgiliye çeker. oysa sevgi sevilende varolan bir albenidir. Seveni sevilene götürür.

Aşk, sevgiliye egemenliktir.
Oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur.

Aşk, onun baskısı altında kalabilmek için sevgiliyi belirsiz, kimliksiz olarak ister. Aşk, kişinin bencilliği ile alım-satımsal, hayvansal ruhun bir çekiciliğidir. kendisi kendi kötülüğünün bilincinde olduğu için de onu bir başkasında görünce ondan nefret eder, ona kin besler. Oysa sevgi, sevileni sevgili, değerli olarak ister.Bütün gönüllerin de kendisinin sevdiği için beslediğini , beslemelerini diler.

Sevgi, kişinin Tanrısal ruhu ve Ahurasal doğasının bir çekiciliğidir. Kendisi kendi doğaötesi kutsallığını görebildiği için onu bir başkasında görünce onu da sever. Kendisine tanış, yakın bulur.

Aşkta, rakip sevilmez. Oysa sevgide, “Köyünün tutkunlarını kendi özleri gibi severler.” Kıskançlık aşkın özelliğidir. Aşk, sevgiliyi kendi lokması olarak görür. Bir başkası onun elinden kapmasın diye hep acılar içinde kıvranır durur. Kapması durumunda ise ikisine de düşmanlık beslemeye başlar. Sevgiliden nefret edilir.

Sevgi ise inançtır. İnanç ise salt bir ruhtur. sınırsız bir sonsuzluktur. Bu gezegenin türlerinden değildir.

Aşk, doğanın kementidir. Doğadan almış olduklarını kendi elleriyle geri verip; ölümün aldıklarını aşkın oyunlarıyla ellerinden bıraksınlar diye başkaldıranları yakalar. oysa sevgi, kişinin doğanın gözlerinden uzak, kendi yarattığı, kendi ulaştığı, kendi “seçtiği”, bir aştır. Aşk, içgüdünün tuzağında tutsak olmaktır. Oysa sevgi, isteklerin baskısından kurtulmaktır. aşk, bedenin görevlisidir.
Oysa sevgi, ruhun elçisidir.

Aşk, kişinin yaşama dalıp güncel yaşamla oyalanmasına yönelik büyük, aşırı bir”bilinçsizlendirim”dir. Oysa sevgi, yabancılıktan dolayı yabansıllıktan doğma, kişinin bu pis, gereksiz yabancı pazar içerisindeki, korkunç özbilincidir.

Aşk, tat aramaktır. Oysa sevgi, sığınak aramaktır. aşk, aç bir düşkünün yemek yiyişidir. Oysa sevgi, “yabancı bir ülkede dildaş bulmak”tır.

Aşkın yer değiştirdiği olur. soğuduğu olur. Yaktığı olur. oysa sevgi; yerinden, sevdiğinin yanından kalkmaz. Soğumaz, kızgın değil; yakmaz, yakıcı değil. Aşk, kendinden yanadır. bencildir, kendisi için ister. kıskançtır. Sevgiliye tapar, onu kendi için över. Oysa sevgi, sevilenden yanadır, sevilencildir. Sevgili için ister.

Kendini sevdiği kişi için ister. Onu onun için sever. kendisi ortada değildir.

(Şehit Dr. Ali Şeriati’nin “Kevir” isimli kitabından)

Aşk Testisi..

AŞK TESTİSİ

 

Ben mey kadehimi dilber dostumdan istemekteyim

Bu sırrı kime diyeyim, bu gamı nereye götüreyim

Dostun yüzünü görme hasretinden canımdan oldum

Mumun etrafındaki kelebek ve ateşin üzerliğiyim

Bu kirli hırka ve riya seccadesini

acaba meyhane kapısında yırtabilecek miyim?

 

EĞER YAR AŞK TESTİSİNDEN BİR DAMLA VERİRSE

MESTÂNE VARLIK HIRKASINDAN CANIMI ÇIKARIRIM

PÎRİM AMA BİR GAMZEYE GENÇLEŞİRİM

BİR LÜTUF Kİ UFUKLAR EVİNDEN ÇIKABİLEYİM

 

İmam Humeyni

İlâhî Aşk Yolu..

İmam Humeyni‘nin “İlâhî Aşk Yolu” isimli kitabından bir İrfânî şiir..

 

Dost olduğu müddetçe sana bir zarar gelmez,

O olduğu müddetçe nitelik ve nicelik tozu olmaz,

Herşeyi bırak ve sadece O’nu seç,

Bu iki harften daha güzel öğüt bulunmaz…

 

Bir namın var ise aşık olmamışsın,

Bir mesajın var ise divane değilsin,

Uyanık kalmış isen mestliği tadmamışsın,

Bizleri ağırla, bir kadehin oldukça…

Vuslat Günü

Vuslat Günü

 

Gam yeme hicranımız, artık bitti bitecek

Sarhoş olan bizlerden, bu sarhoşluk gidecek

 

Ay yüzünden perdeyi yar kenara itecek

Gamzesiyle gamları gömlümüzden silecek

 

Bülbül çıkıp gelecek, gül dalını seçecek

Baykuş bin pişmanlıkla gülistandan göçecek

 

Rindlerin hatırından herşey çıkıp gidecek

Aşıklar maşuk ile, daim halvet edecek

 

Güneş gibi yüzünden bulutlar saklanacak

Mahfilimiz yüzünün nuruyla nurlanacak

 

Dostlar vuslat yakındır, artık müjdeler olsun

Hicranın son günleri kalpler sevinçle dolsun

 

İmam Humeyni (r.a)

 

Kadri Çelik’in İmam Humeyni‘nin (Pir-i Cameran veya Hindî mahlaslarını kullanıp yazdığı) şiirlerini ve İslam Dünyasına gizli kalmış irfânî-tasavvufî yönünü ele aldığı “Pir-i Aşk” isimli kitabından..

Cenaze namazı.. Dört tekbir..

İmam Humeyni’nin (r.a) Fatiha Suresi Tefsirini içeren “Hamd” kitabının açtığımda ilk sayfada etkileyici bir şiir buldum.. Hazrete mi yoksa başkasına mı ait bilmiyorum.. Şairi bilmesek de, şiir elimizde.. Varlık alemindeki güzelliklerin, Allah’ın Cemaline perde olmayacağına işareten olsa gerek..

 

HANGİ GÜZELLİĞİ GÖRSEK, ONA YAR OLDUK,

HANGİ GÜZELİ GÖRSEK GİRİFTAR OLDUK,

GÜZELLİĞİNİN ULULUĞU YÜZÜNÜ GÖSTERİNCE

DÖRT TEKBİR VURDUK, HEPSİNDEN BİZAR OLDUK..