Züht nedir?

 İmam Cafer Sadık (a.s) buyurdular: “Zühd, dünyaya sahip olmaman değil; dünyanın sana sahip olmamasıdır..”

Reklamlar

Ruhî-i Bağdadî’den bir şiir..

Günümüz türkçesine çevirirken hatam olduysa affediniz..

Bağdatlı Ruhî’nin irfanî/tasavvufî gazellerinden.. Bir Terkib-i Bend..

Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest’iz

[Bizi üzüm suyu ile sarhoş oldu sanmayın..
Biz meyhane sakinleriyiz (ama) Elest(ü birabbikum?) bezminin sarhoşlarıyız..]

Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz

[Etekleri bulaşmış olanlar bizi de bulaşmış sanırlar ama..
Biz yalnızca (aşk) kadehinin dudağını ve elin ayasını öpmeğe düşkünüz..]

Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz

[Bu dünya toplantısında başköşeyi gözleyip te ne yapalım!?
Biz şaraba taparız.. Yerimiz meyhanedeki şarap küpünün dibidir..]

Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymane-şikestiz

[Biz kimseyi incitme, gönlünü kırma niyetinde değiliz, ama..
(Aşk) kadehi(ni) kıran ham sofunun, hatırını kırarız..]

Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız

[Garaz sahiplerinin bizden uzak olması iyidir..
Çünkü biz şast sahibiyiz, okumuz yere düşmez..]

Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz

[Bu fani dünyada ne efendi ne de köleyiz..
Büyüklenenlere büyüklenir, alçak gönüllülerle alçak gönüllü oluruz..]

Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz

[Gönül ehliyle kadeh arkadaşıyız.. Kimseyle kavgamız yok..
Her ne kadar meyhanedeysek de (ilahî) aşk ile sarhoşuz..]

Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız
Ser-halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânız

[Biz canlar aleminin şarabıyla sarhoş olmuşuz..
Kadeh çekenler topluluğunun dizildiği halkanın başında bulunuruz..]

Bağdatlı Ruhî

 

dışı süs içi pis

Şamlı alimlerden birine, «tasavvuf nedir?» diye soruldu.

«Dış görünüşleri perişan, fakat içleri zengin insanların halidir,» diye cevapladı.

İçleri pis, dışları süs insanların işi değildir tasavvuf.

Gönül her an bir yere gidiyorsa, yalnızlıkta bile mutlu olunmaz.

Kalbi Allah’la birlikte olan, nerede olursa olsun yalnız sayılır.

Gülistan, Şeyh Sadi

gizliyi ve açığı bilen

Kötülükler içinde yolunu yitirmiş birine Allah’ın lütfü uğradı. Yüreğinde hidayet ışığı yandı, dervişler safına girdi.

Bir şeyhe bağlandı. Kötülükleri iyiliklere dönüştü. Nefsinin aşağılık isteklerine uymaktan kurtuldu.

Başkalarının kusurlarını araştıran bazı boşboğazlar adamı çe­kiştirdiler:

«Ona inanmayın, değişmedi. Kendisini iyi göstermeye çalışı­yor» dediler.

Tövbe ederek Allah’ın azabından kurtulmak mümkündür.

Asıl zor olanı insanların dilinden kurtulmaktır.

Zavallı adam, hakkındaki dedikodulara dayanamadı, şeyhine gidip şikayette bulundu.

Şeyhi çok duygulandı ve ağladı.

Adam şaşırdı. Buna bir anlam vermeye çalışıyordu ki şeyhinin sözleriyle kendine geldi.

«Bu senin için ne güzel bir şey» diyordu. «Sanılandan daha iyi bir insansın.

Kötü düşünceliler başkasının ayıbını arar, kan dökmeye kalkışırlar.

İyi olduğun halde insanların seni kötü bilmesi,

gerçekte kötü olup, iyi bilinmekten daha iyidir.

Benim durumum daha zor.

İnsanlar benim hakkımda çok iyi düşünüyorlar.

Oysa ben zannettikleri gibi değilim.

İnsanların gözünden gizlenmek mümkündür.

Gizliyi ve açığı bilen Allah’tan saklanmak imkânsızdır.

Gülistan, Şeyh Sadi

iki yüzlü derviş

İkiyüzlü derviş, Padişah’a konuk olmuştu.

Sofraya oturduklarında, hakkında iyi düşünmeleri için her za­mankinden az yedi.

Namaza durduklarında fazla kıldı. Saatlerce dua etti, zikir yap­tı. Sahte gözyaşları döktü.

Ey Arap derviş!

Korkarım Kabe’ye ulaşamayacaksın.

Katıldığın yol Türkistan’a gider.

İkiyüzlü derviş evine döndü.

Eşinden yemek hazırlamasını istedi.

Oğlu şaşırdı,

«Padişahın sofrasında bir şey yemedin mi?» diye sordu.

«Az yedim» dedi adam.

«Öyleyse namazını da yenile, sanırım makbul bir namaz kıl­mamışsın» dedi oğlu.

Ey iyiliklerini elinde tutup, kötülüklerini koltuğunun altına saklayan kişi!

Geçmeyen akçeyle, yarın ihtiyaç gününde ne alabilirsin ki…

Gülistan, Şeyh Sadi

Aşk Derdi..

DERD-İ AŞK

 

Dert ver bana artık, devâ istemem

Keder ver sen bana, nevâ istemem

 

Aşığım, aşığım, hastayım sana

Ben bu hastalıktan şifâ istemem

 

Cefânı canıma alırım senin

Senden asla terk-i cefâ istemem

 

“Safâm” sensin benim, “Mervem” de sensin

Lazım değil “Merve”, “Safâ” istemem

 

Sofî bihaberdir dost visâlinden

Sofî olursa bi-sefâ, istemem

 

Hem duâmsın, hem de zikrimsin benim

Artık zikir, fikir, duâ istemem

 

Her yana dönersem, sensin kıblegâh

Ne kıble, ne kıblenimâ istemem

 

Her kime bakarsan, sana fedâî

Fedâîyim, senden fidâ istemem

 

Cemâlinle aydın bütün kâinât

Zâhirsin, izini asla istemem.

 

İmam Humeyni

Aşk Testisi..

AŞK TESTİSİ

 

Ben mey kadehimi dilber dostumdan istemekteyim

Bu sırrı kime diyeyim, bu gamı nereye götüreyim

Dostun yüzünü görme hasretinden canımdan oldum

Mumun etrafındaki kelebek ve ateşin üzerliğiyim

Bu kirli hırka ve riya seccadesini

acaba meyhane kapısında yırtabilecek miyim?

 

EĞER YAR AŞK TESTİSİNDEN BİR DAMLA VERİRSE

MESTÂNE VARLIK HIRKASINDAN CANIMI ÇIKARIRIM

PÎRİM AMA BİR GAMZEYE GENÇLEŞİRİM

BİR LÜTUF Kİ UFUKLAR EVİNDEN ÇIKABİLEYİM

 

İmam Humeyni

İlâhî Aşk Yolu..

İmam Humeyni‘nin “İlâhî Aşk Yolu” isimli kitabından bir İrfânî şiir..

 

Dost olduğu müddetçe sana bir zarar gelmez,

O olduğu müddetçe nitelik ve nicelik tozu olmaz,

Herşeyi bırak ve sadece O’nu seç,

Bu iki harften daha güzel öğüt bulunmaz…

 

Bir namın var ise aşık olmamışsın,

Bir mesajın var ise divane değilsin,

Uyanık kalmış isen mestliği tadmamışsın,

Bizleri ağırla, bir kadehin oldukça…