dışı süs içi pis

Şamlı alimlerden birine, «tasavvuf nedir?» diye soruldu.

«Dış görünüşleri perişan, fakat içleri zengin insanların halidir,» diye cevapladı.

İçleri pis, dışları süs insanların işi değildir tasavvuf.

Gönül her an bir yere gidiyorsa, yalnızlıkta bile mutlu olunmaz.

Kalbi Allah’la birlikte olan, nerede olursa olsun yalnız sayılır.

Gülistan, Şeyh Sadi

Reklamlar

gizliyi ve açığı bilen

Kötülükler içinde yolunu yitirmiş birine Allah’ın lütfü uğradı. Yüreğinde hidayet ışığı yandı, dervişler safına girdi.

Bir şeyhe bağlandı. Kötülükleri iyiliklere dönüştü. Nefsinin aşağılık isteklerine uymaktan kurtuldu.

Başkalarının kusurlarını araştıran bazı boşboğazlar adamı çe­kiştirdiler:

«Ona inanmayın, değişmedi. Kendisini iyi göstermeye çalışı­yor» dediler.

Tövbe ederek Allah’ın azabından kurtulmak mümkündür.

Asıl zor olanı insanların dilinden kurtulmaktır.

Zavallı adam, hakkındaki dedikodulara dayanamadı, şeyhine gidip şikayette bulundu.

Şeyhi çok duygulandı ve ağladı.

Adam şaşırdı. Buna bir anlam vermeye çalışıyordu ki şeyhinin sözleriyle kendine geldi.

«Bu senin için ne güzel bir şey» diyordu. «Sanılandan daha iyi bir insansın.

Kötü düşünceliler başkasının ayıbını arar, kan dökmeye kalkışırlar.

İyi olduğun halde insanların seni kötü bilmesi,

gerçekte kötü olup, iyi bilinmekten daha iyidir.

Benim durumum daha zor.

İnsanlar benim hakkımda çok iyi düşünüyorlar.

Oysa ben zannettikleri gibi değilim.

İnsanların gözünden gizlenmek mümkündür.

Gizliyi ve açığı bilen Allah’tan saklanmak imkânsızdır.

Gülistan, Şeyh Sadi

Allah çağırınca

Padişah bir dervişe sordu.

«Bizi hatırlıyor musun?»

Derviş, «Allah’ı unutunca seni hatırlıyorum,» diye cevapladı.

Allah’ın kapısından sürülen her yana koşar.

Bir kişiyi Allah çağırınca, artık kimsenin kapısına koşturmaz.

Gülistan, Şeyh Sadi

tavus’un utancı

Adamın birini sürekli övüyor, güzelliklerini abartıyor, iyilikle­rini büyütüyorlardı.

«Nasıl biri olduğumu ancak ben bilirim» dedi Adam.

Ey güzelliklerimi sayıp duran kişi!

Yeter artık, beni çok incittin.

Göründüğüm gibi değilim ben.

İçyüzümü nereden bileceksin?

Gözlere güzel görünüyorum, fakat içimin çirkinliğinden utanıyorum.

Güzel renkleri, tüyü tüsü ve nakışlarıyla göz alan tavusun utancını bilir misin?

Ayağının çirkinliğinden ötürü herkesten utanır o.

Gülistan, Şeyh Sadi Şirazi

gerçeği gören göz

Çocukken ibadete heveslenir, geceleri uyanır, namaz kılar, Al­lah’a yakarırdım.

Herkes uyuyordu bir gece.

Babam uyanıktı sadece.

Kuran okuyordum.

«Neden geceyi uykuyla geçiriyor, kalkıp iki rekat namaz kılmı­yorlar?» dedim.

«Uyanık kalıp halkı çekiştireceğine keşke sen de uyusaydın» diye çıkıştı babam.

Bencil kişi sadece kendisini görür.

Gözlerine kendini beğenmişlik perdesi gerilmiştir.

Eğer Allah gerçeği gören bir göz bağışlasaydı ona, kimsenin kusurunu görmez, sadece kendi yanlışını görürdü.

Her şeyde Allah’ın Kudret elini gören, kendisini de unutur, başkasını da.

Gülistan, Şeyh Sadi Şirazi

kabe’de bir dilenci

Kabe’nin eşiğinde ağlayarak Allah’a yakanın birini gördüm,

«Ey esirgeyici Allahım!» diyordu, «zalim ve bilgisiz insan, kulluk vazifesini gerçek anlamda yerine getiremez. Kulluktaki eksiklerim için özür dilerim, yaptığım iyiliklere güvenim yok. Günahkârlar kötülüklerden af diler, dervişler kulluklarından istiğfar ederler.

İbadet edenler kulluğun mükafatım ister, ticaret yapanlar ise mallarının ücretini…

Ey Allahım!

Umut getirdim huzuruna, ibadet getirmedim.

Dilenmeğe geldim, ticarete değil.

Kendine yakışanla davran bana. İster öldür, isterse bağışla. Yüzümü eşiğine sürüyorum.

Kabe’deki dilenci gibi, kulluğuma güvenmiyor, günahlarıma af kalemi çekmeni istiyorum.»

Gülistan, Şeyh Sadi