İran’da Ne Kadar Sünni Yaşamakta ve Sünni Camii Sayısı Kaç?

İran İslam devriminden önce Tahran’da Sünnilere ait cami bulunmamaktaydı. Tahran’da Sünni camilerinin yapılması için Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Şiilere ait caminin açılmasına izin verilme şartı koşulmaktaydı. Ama görüldüğü gibi İran İslam Cumhuriyeti kurulduktan sonra bu şarttan vazgeçilmiş ve bugüne kadar sayıları oldukça az olmasına rağmen Tahran’da 9 Sünni camisinin açılmasına izin verilmiştir. Tahran’da Sünni camisinin olmasına karşı çıkanların ileri sürdükleri gerekçeler de öyle yabana atılır cinsten değildir.* Peki İran genelinde iddia edildiği gibi 20 milyon sünni yaşamakta mıdır?

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA

Bazıları Sünnilerin İran’da devlet dairelerinde görevlendirilmeklerini iddia etmektedirler. Halbuki İran Parlamentosunda Sünni milletvekilleri bulunmaktadır. Belediye meclislerinde, valiliklerde, belediye başkanlıklarında, emniyet ve orduda Sünniler görev yapmaktadır.

İran İslam cumhuriyetini karalayanlar İran’ın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar Sünnilere ait camilerin olduğunu bilmemekte veya bilerek İran İslam Cumhuriyetini kötülemektedirler. Sünnilere ait okullar ve medreselerin dışında (Sünnilerin yaşadığı) İran’ın her bölgesinde Sünnilere ait camiler bulunmaktadır.

İran genelinde eğer ince bir hesaplama yapılırsa Ehlibeyt mensubu Müslümanların öteki din ve mezheplere göre çok daha mahrum oldukları görülecektir.

İran İslam Cumhuriyeti genelinde 70 bin dolayında cami bulunmaktadır. Bu camilerden 60 bini Şiilere 10 bini Sünnilere aittir.

Halbuki İran İslam Cumhuriyeti nüfus sayımına göre (beş yıl önceki sayım) İran’da 72 milyon insan yaşamaktadır. Bunun % 99’u Müslümanlardan oluşmaktadır. Bunun da % 7’sini Sünniler teşkil etmektedir. Bu sayıma göre ülke genelinde 5 milyon kadar Sünni yaşamaktadır.** Ve ülkede bulunan Sünni camii sayısı 10 bin dolayındadır. Bu istatistiğe göre her 500 Sünni’ye bir cami düşmektedir. (Türkiye’de her 900 kişiye bir cami düşmektedir.)

Eğer ülkedeki % 7 olan Sünni nüfusu Şiilerden çıkarırsak geriye 66 milyon Şii Müslüman kalmaktadır. (bir milyon kadar öteki dinler) 66 Milyon Şii nüfusa göre camii sayısını hesapladığımız zaman her 1100 Şii Müslüman’a bir camii düşmektedir.

Gayri resmi rakamlara göre ise ülkede bulunan Şii camilerin % 40’ı cami imamından yoksun bulunmaktadır. Yani her yüz camiden 40’ının imamı bulunmamaktadır. Ve bu camilerin büyük bir kısmı tamire ihtiyaç duymaktadır.***

İran İslam Cumhuriyetinde yaşayan Ermeni Hıristiyan sayısı ise 150 bin dolayındadır. Ülkede Ermenilere ait kilise sayısı ise 300’dür. Buna göre her 500 Ermeni’ye bir kilise düşmektedir.

Dikkat edildiği gibi İran İslam Cumhuriyeti bir İslam ülkesi olmasına ve Şii mezhebi fıkhına göre yönetilmesine rağmen öteki din ve mezhepler Şiilerden çok daha fazla imkana ve ibadethaneye sahiptirler.          

İran İslam Cumhuriyeti Şehirlerine Göre Cami Sayısı:

Batı Azerbaycan Eyaleti (Urumiye bölgesi): Sünnilere ait camii sayısı 1465

Buşehr: Sünnilere ait camii Sayısı 106

Tahran:  Sünnilere ait camii sayısı 9 (ve sayısı bilinmeyen bir çok mescit)

Horasan: Sünnilere ait camii sayısı 746.

Sistan – Beluçistan: Sünnilere ait cami sayısı 3546. Sistan – Beluçistan eyaletinde yaşayan Sünni sayısı: 824.395 kişi olmasına rağmen cami sayısı 3546. Burada yaşayan Şii sayısı ise 898.184. Şiilerin cami sayısı ise sadece 322. Resmi rakamlara göre Sünni Şii sayısı neredeyse aynı olmasına rağmen Sünnilerin cami sayısı Şiilerin cami sayısından kat be kat daha fazladır!

Fars: Sünnilere ait camii sayısı 212.

Kürdistan: Sünnilere ait camii sayısı 1768.

Kerman: Sünnilere ait camii sayısı 21.

Kermanşah: Sünnilere ait camii sayısı 341.

Gulistan: Sünnilere ait camii sayısı 1017.

Gilan: Sünnilere ait camii sayısı 89.

Hurmuzgan: Sünnilere ait cami sayısı 1032.

İran Genelindeki Sünnilere ait camii sayısı toplam: 10344. 

İran Parlamentosundaki Sünni Milletvekillerinin Listesi  

İran parlamentosunda görev yapan toplam milletvekili sayısı 290’dır. Bu milletvekillerinin 19’u Ehli sünnete, 12’side öteki dini azınlıklara aittir. Şimdi şu anda parlamentoda görev yapan Ehli sünnet ve dini azınlıkların milletvekillerinin isimleriyle birlikte tam listesini veriyoruz. (böylelikle hiçbir şüpheye mahal verilmemiş olunsun)  

Kürdistan Bölgesinden Meclise Giren Ehli Sünnet Milletvekilleri

1- Muhsin Bigleri

2- Hamit Kadir Marzi

3- Ümit Kerimiyan

4- Emin Şabani

5- Abdul Cabbar Keremi

Batı Azerbaycan Eyaletinden Meclise Giren Ehli Sünnet Milletvekilleri

6- Abid Fettahi

7- Osman Ahmedi

8- Muhammed Kasım Osmani

9- Resul Hazari

10- Abdul Kerim Hüseyin Zade

Beluçistan Eyaletinden Meclise Giren Ehli Sünnet Milletvekilleri

11- Nasır Kaşani

12- Hamit Rıza Peşeng

13- Hidayetullah Mir Murad Zehi

14- Yakup Çenkal

15- Said Erbabi

Gulistan’dan Meclise Giren Ehli Sünnet Milletvekilleri

16- Abdul Kerim Recebi

Kermanşah’dan Meclise Giren Ehli Sünnet Milletvekilleri

17- Nimet Menuçehri

Horasan’dan Meclise Giren Ehli Sünnet Milletvekilleri

18- Mahmut Nigehban Selami

Hurmuzgan’dan Meclise Giren Ehli Sünnet Milletvekilleri

19- Ahmet Cabbari

***

İran’daki Dini Azınlıkların Milletvekili Listesi

İran İslam Cumhuriyetinde dini azınlık olarak Hıristiyanlar (Ermeni, Asuri, Keldani) Yahudiler, Zerdüştler, Sabiiler… yaşamaktadır.

İran İslam Cumhuriyeti, dini azınlıklar için nüfus oranlarına göre 12 milletvekili hakkı tanımıştır.

Musevi Dinine Mensup Milletvekillerinin Listesi

1- Siyamek Mirsedek

2- Mesud David

Zerdüşt Dinine Mensup Milletvekillerinin Listesi

1- Kuvruş Azer Guştasebi

2- Ferşid İhtiyari

3- İsfendiyar İhtiyari Kesneviye Yezd

Hıristiyan (Ermeni) Dinine Mensup Milletvekillerinin Listesi

1- Sarkis İsraili İstpaniyan

2- Armin Hayirpetyan

3- Karen Khanleri

Hıristiyan (Keldani Ve Asuri) Dinine Mensup Milletvekili Listesi

1- Edward Serkizzade

2- Lurens Enviye Tekiye

3- Yunten Bot Kulia

4- Franklin Binyamin Feki Biklu    

* Tahran’da Sünni camisinin olmamasını savunanların görüşlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Tahran’da Sünni camisinin yarattığı endişelerden bir kaçı

Tahran’da Sünni bir cami yani, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt… gibi ülkelerin Şii bir ülke olan İran İslam Cumhuriyetinin başkentinde nüfuzlarını arttırmak anlamına gelmektedir. (buda aynı zamanda İran’ın başkenti Tahran’da Amerika ve Siyonist rejimin varlığı demektir) Suudi Arabistan ve öteki kukla rejimler İran İslam Cumhuriyetinde nüfuzlarını arttırmak için ülkede yaşayan Sünnileri kullanmaktadırlar. Burada bir Sünni camisi demek siyasi olarak İran’ın kalbinde gövde gösterisi yapmak anlamına gelmektedir… bu kukla rejimler başta Sistan – Beluçistan eyaleti olmak üzere ülkede yaşayan Sünnilerin bir kısmı bu ülkelerden her yıl düzenli olarak (gizli olarak) yüklü miktarlarda maddi yardım almaktadırlar. İran İslam Cumhuriyetinin Sistan bölgesinde yaşanan terör saldırıları, uyuşturucu kaçakçılığı bunun en bariz örneğidir. İran’ın sistan – Beluçistan eyaleti İran’ın en güvensiz bölgesi unvanını taşımaktadır. Bu bölgede şu ana kadar yüzlerce asker, polis ve sivil vatandaş silahlı ve bombalı saldırılar sonucu hayatını kaybetti. Bir çok Şii vatandaş kaçırılarak başları kesilmiş ve bedenlerine işkence edilmiş olarak bulundu. Bölgede Sünnilerin sayısının artması için çok evlilikler bilinçli olarak yaptırılmaktadır. Bu bağlamda ülkede çok eşli evlilikler başta bu bölge olmak üzere öteki Sünni bölgelerinde yaygın bir şekilde devam etmektedir. bir çok Sünni dört evlilik yapması için teşvik edilmekte ve bunun için yüklü miktarlarda para yardımları almaktadırlar. Şu anda Sünni bölgelerindeki dört eşlilik oldukça yaygındır. Her bir Sünni ailenin ortalama sayısı son yıllarda 40 kişiyi bile geçmektedir!! Şiiler ise genel olarak bir evlilik yapmakta ve en fazla üç çocuk sahibi olmaktadırlar.

Tahran’da Sünni camisi demek, Sistan – Beliçistan bölgesindeki düşüncenin Tahran’a da yayılması anlamına gelmektedir. Tahran’da güçlenmek demek artık Tahran’ın da Sistan – Beluçistan gibi emniyetsiz bir yer olacağı ve her gün Tahran’ın değişik yerlerinde bombalama ve intihar saldırılarının olacağı anlamına gelmektedir.

** İran’da ne kadar Ehli sünnet mensubu Müslüman’ın yaşadığını anlamanın bir başka yolu da yıllık Sünni hacı sayısıdır. İran İslam Cumhuriyetinden hacca giden hacı sayısı yıllık olarak 100 binin üzerindedir. Bunun altı ila sekiz binini Ehli sünnet Müslümanları oluşturmaktadır. Bu sayıdan da İran’da (şu anki ramaklara göre) altı ila yedi milyon arasında Ehli sünnet mensubunun yaşadığı anlaşılmaktadır.

*** İran İslam Cumhuriyetinde camilerin yapımı, tamiri, bakımı halka aittir. Devlet eliyle camiler açılmaz. Buralara camii imamı atamaz. İmamların camide görev yapması da tamamen halka bağlıdır. halk istediği alimi getirir cami imamı olarak atayabilir. Cami imamının maaşı da halka aittir. Devlet karışmaz.

ABNA.İR

http://abna.ir/data.asp?lang=10&Id=319949

Ayrıntılı bilgi için şu belgeseli izleyebilirsiniz:

http://www.islamivahdet.com/iranda-ehli-sunnet-olmak-belgesel-turkce-dublaj/

Reklamlar

Fetvalar Çerçevesinde Sünni-Şii Meselesi..

Hatırlanacağı üzere, 12 Temmuz 2006 günü İsrail, Lübnan’a saldırınca Suudi din adamlarından Şeyh Abdullah İbn Cibrin ilginç bir fetva yayınladı. Cibrin fetvasında Şiileri ‘Rafızi’ olarak isimlendiriyor ve şunları söylüyordu: “”Ehl-i Sünnet’e nasihatimiz şu ki, onlardan uzak (beri) durun, onlara mensup olanları aşağılayın; İslâm’a ve Müslümanlara düşmanlıklarını, geçmişte ve günümüzde Ehl-i Sünnet’e verdikleri zararı açığa çıkarın. Rafızîler her zaman içlerinde Ehl-i Sünnet’e karşı gizli bir düşmanlık beslerler. Güçleri yettikçe Ehl-i Sünnet’in kusurlarını ortaya çıkarmaya, onları kötülemeye ve onlara tuzak kurmaya çalışırlar.” Ajansların verdiği haberle bakılırsa Cibrin, Şiiler’e dua edilmesini dahi caiz görmüyor!

Tepkiler Suudlu Cibrin üzerine yoğunlaştı ama, aslında Cibrin yalnız değildi. Ezher Şeyhi de benzer bir tutum içindeydi. Ezher Şeyhi Muhammed Tantavî, Hüsnü Mübarek gibi savaşın sorumlusu olarak Hizbullah’ı gösteriyor ve bu tür maceraların Arapların çıkarına aykırı olduğunu savunuyordu. Mübarek’in de içerisinde bulunduğu cemaate hutbe veren Tantavi, Lübnan’a yapılan saldırıyı kastederek, Arapların kumar oyunlarını kaldıramayacağı nı savundu. Ona göre, Hizbullah’ın yaptığı ardı düşünülmeyen bir macera, bunun bedelini Lübnan halkı ödüyor.

Tantavi’nin “Devlet Başkanı Mübarek’in bölgedeki hikmetli tutumunun ateşkesi sağlayacağını” iddia etmesi üzerine Ezher şeyhleri, öğretim üyeleri ve öğrenciler arasında tartışmalar yaşandı. Ezher Üniversitesi Rektörü Dr. Ahmed Tayyib ise Tantavi’nin bu açıklamalarına karşı çıktı ve bu açıklamaların İslam dünyası ile Ezher’i karşı karşıya getireceğini savundu. Tantavi ise Dr. Ahmed’in bu açıklaması üzerine “Ezher’in tutumu açıktır ve çizgisi Devlet Başkanı’nın çizgisini yansıtmaktadır” demekle yetindi.

Fetva’ya tepkiler

Suud’da yayınlanan fetvaya ilk önemli ve anlamlı tepki Mısır İhvan-ı Müslimin’den geldi. İhvan, açık bir dille Cibrin’in fetvasını ve dolaylı olarak Tantavi’nin görüşlerini kınıyor, eski mezhep ayrılıklarını gündeme getirmenin tehlikelerine dikkat çekiyordu: Müslüman Kardeşler adına konuşan Muhammed Habib “Şimdi bu tür fetvalar yayınlamanın zamanı değildir; bu sözler, ‘bölgeyi tehdit eden bir Şii tehlikesi var’, izlenimini veriyor. Oysa Hizbullah, Şiileri savunduğunu iddia etmiyor. Yerel anlamda yalnızca Lübnan’ı savunduğunu söylüyor” dedi.

Mısır İhvan’ı lideri Muhammed Mehdi Akif de benzer bir açıklama yaptı: “Bazı hükümetler direnişe destek veremeyeceklerini gizlemeye, İsrail düşmanlığının yanında olduklarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Öte yandan Amerika bu tür Sünni-Şii ihtilaflını ön plana çıkarmaya, Hizbullah’ın İran çıkarları için çalıştığı iddialarını yaymaya çalışıyor.” (Saafonline, 28 Temmuz 2006.)

Cibrin’in fetvası İslam bilginleri ve fakihleri arasında da büyük tartışmalara sebep oldu; genel görüş fetvanın ‘siyasi amaçlı” olarak düzenlendiği yönünde toplandı. Ne olursa olsun, böylesine kritik bir zamanda verilen fetva büyük tepkilere ve tartışmalara sebep olacaktı, öyle de oldu. Önce büyük tepkiler Ezher alimlerinden geldi. Bunlardan birkaçına bakalım:

Ezher Üniversitesi Hukuk Fakültesi İslâm Şeriatı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Muhsin İmam, “İster Şii, ister selefi veya Ehl-i Sünnet mensubu olsun, fetva ehlinin siyasilerin oyun ve tuzaklarından uzak durması gerektiği”ni belirttikten sonra şöyle diyordu: “Bu, kültürümüzde veya dinimizde aslı, herhangi bir delili olmayan bir görüştür. Allah’a iman edip O’nu Rabb bilen, Muhammed ( s.a.s.)’e peygamber, Kur’an’a da Kitap olarak inanan ve bunu sözleriyle ve amelleriyle açığa vuran kimseleri dinin dışında ve müşriklerin taraftarı olarak göstermek Kur’an’ın ve Sünnet’in ilkelerine aykırıdır.”

Ezher’in Fetva Komitesi eski başkanı Cemâl Kutub da şunları dile getirdi: “Bu fetvanın, Kur’an’a göre hiçbir dayanağı yoktur. Sahih Sünnet’ten de bir dayanağı bulunmaz. Bir kimsenin Kıble ehlini tekfir etmeye hakkı yoktur. Kim ‘la ilahe illallah, Muhammedun Resulullah’ diyorsa, o bizdendir. Daha ötesine bakmadan onu sahiplenmemiz gerekir. Ayrıca Müslüman, hakka sahip çıkmak ve mazluma yardım etmek için yaratılmıştır. Mazlum kim olursa olsun fark etmez. Bu olayda kendileriyle savaşılması gerekenler Müslümanların yurtlarını işgal eden, halkı öldüren zalimlerdir. ” Cemal Kutub fetva veren kişilerin Lübnan’ın karşı karşıya olduğu durum hakkında da akıllıca düşünmelerini, aşırılık etmemelerini istedi: “Üzerinde ezan ve Kur’an-ı Kerim okunan, Rahman’a ibadet edilen bu topraklar, hakkı göremeyen ve onun için gayret etmeyen bir anlayışla ortaya atılmış böylesine dar ve tutarsız bir görüşten hareketle Siyonistlere bırakılabilir mi?”

Ezher âlimlerinden Ömer ed-Dîb, Hizbullah’a verdiği mücadelede yardım edilemeyeceğini söyleyen bir kimsenin yoldan saptığını dile getirerek şunları söyledi: “Biz Hasan Nasrullah’ın şahsına yardım edilmesinden söz etmiyoruz. İşgalciye karşı Müslümanların topraklarını savunan Müslümanlara yardım edilmesini istiyoruz. Hiç kimsenin Hizbullah’ın veya İslâm mezheplerinden herhangi birinin İslâm dışına çıktığını iddia etme hakkı yoktur. Çünkü bir kimsenin, ‘La ilahe illallah’ diyeni milletten (İslâm ümmetinden) çıkarmaya hakkı olamaz. Bu itibarla işgalci düşmana karşı savaşan her Müslümana yardım edilmesi gerekir.”

ABD’deki İslâm Şeriatı Fıkıhçıları Enstitüsü üyelerinden Dr. Muhammed Re’fet de İbnu Cibrîn’e tepki göstererek şöyle konuştu: “Bu fetva İslâmî açıdan kabul edilemez. Çünkü Hizbullah, İslâm’ın gasp edilmiş topraklarından işgalciyi çıkarmak için çalışıyor. Kaldı ki İmamiyye Şiası ve onlardan olan Hizbullah inkârcı değildirler. Bilakis İslâmî bir fırkadır. Bu mücadelede onlarla yardımlaşılması şer’î açıdan zorunludur.”

İbnu Cibrîn’in fetvasına, Suudi Arabistanlı âlimler de karşı çıktı. Bunlardan biri tanınmış âlimlerinden Selefi çizgideki Muhsin el-Avaci’ydi, ki öteden beri Avaci’nin yönetimle arasının iyi olmadığı biliniyor. El-Avaci, Şia ile Ehl-i Sünnet arasındaki ihtilafların böyle bir dönemde gündeme getirilmesine tepki gösterdi. El Avaci, Hasan Nasrullah’ın siyasi bir dahî ve askeri mücadelede büyük cesaret sahibi şahsiyet olduğuna dikkat çektikten sonra, onun liderliğindeki Hizbullah’ın yürüttüğü direnişin de haklı ve meşru olduğunu söylüyordu: “İslâm Şeriatı açısından Hizbullah bugün Lübnan’da düşmana karşı etkin mücadele vermekte, kahramanca direnişini sürdürmektedir. “

Yine Suudi Arabistan’ın Selefi âlimlerinden Selmân el-Udeh de –ki bir süre hapis yattıktan sonra rahatsızlığı sebebiyle serbest bırakılmıştır- İbnu Cibrîn’e tepki göstererek şunları söyledi: “Bu dönemde Şia ile ihtilafı bir kenara koymak, saldırılarında çocuklarla savaşçıları ayırmayan siyonist canilerle, büyük düşmanla savaşta gayretleri birleştirmek gerekir.”

Yusuf Kardavi’nin görüşleri

En anlamlı tepkilerden biri ünlü İslam bilginlerinden Yusuf El Kardavi’den geldi. Kardavi’nin görüşleri çok önemli; çünkü Sünni dünyanın büyük itibar gören alimlerinden biridir. 27 Temmuz 2006 El Cezire televizyonu bu önemli Mısır bilginiyle uzun bir konuşma yaptı. Konuşma 30 Temmuz 2006 akşamı tekrar verildi. Söz konusu konuşmadan aldığım bazı notları aktarmak istiyorum:

“Cibrin’in fetvasına karşıyım. Bu doğru ve isabetli, yani başarılı bir fetva değildir. İnsanların toprakları işgal altında, işgale uğrayan herkes ülkesini kurtarmak ister. Bu onun en tabii hakkıdır. Burada insanların etnik kökenlerine veya mezheplerine bakılamaz. Ortada apaçık bir zulüm var. İsrail, iki askeri esir alındı diye iki ülkeyi, Filistin ve Lübnan’ı yerle bir ediyor.”

“Tamam, Hizbullah Şii’dir. Pekiyi, Şiiler Allah’ın birliğine inanmıyor mu, lailaheillallah demiyor mu? Ehl-i Kıble değiller mi? Müslüman değiller mi? Bırakın Şiileri, İslam’ın ilk dönemlerinde İran’ la Bizans arasında süren savaşta, Müslümanlar, Ehl-i Kitap olan Hıristiyanları n kazanması için dua ediyorlardı. Ehl-i Kitab’a böylesine temennilerde bulunan Müslümanlar, Şii Müslüman kardeşlerinden dualarını, desteklerini nasıl esirgeyebilirler? “

“Anlamakta zorluk çektiğim bir husus var: Müslümanların bir bölümü saldırı altında iken, diğerleri nasıl kenarda durabilir? Müslümanlar kardeştir. Kardeşler birbirlerine yardım etmek zorundadırlar. “

“Müslüman ülkelerdeki halkları yöneticilerden ayırmak gerekir. Hiçbir zaman halk yöneticileri gibi düşünmüyor. Kahir ekseriyeti savaşmak, Arap aleminde gençler cihat edip şehit olmak istiyor. Şu anda Arap aleminde üç yanlış düşünce var:

1) İsrail yenilemez;
2) Amerika’ya karşı gelinemez;
3) Direnmenin, savaşmanın faydası yoktur.

“Hayır, bu düşünceler yanlıştır. Yeryüzünde yenilmez hiçbir güç yoktur. Maddi-teknolojik üstünlüğü abartmamak lazım. Cezayirliler, Fransızlara karşı hiç de teknolojik üstünlüğe sahip değilken karşı koydular ve kazandılar. Arap aleminde ‘direniş kültürü’ ile ‘aşağılanmayı kabul eden teslimiyetçi kültür’ arasında bir çatışma var. Arap yönetimleri direniş kültüründen korkuyor. Eğer tam bir cihat ruhuyla ve Allah’a tam teslimiyet içinde olursak, bizi yenebilecek hiçbir güç yoktur. Oysa zillet içinde yaşamaktansa dini, toprağı, namusu ve onuru için ölmek gerekir. Çünkü izzet (onur ve üstünlük) Allah’ın, Resulunün ve mü’minlerindir. “

Bu tepkiler, Sünni-Şii veya Selefi-Şii ihtilafını körükleyip bundan politik çıkar elde etmek isteyenlere “en iyi cevap” oldu.